1 Mayıs 2012 Salı

SEYAHAT @ Bir Tayland Hikayesi - 1


Şubatta 9 günlüğüne Tayland'a gitmiştik. Birkaç arkadaşımdan gelen talep ve bendeki yazma isteği birleşince bir anda bu post ortaya çıkıverdi. Evet kabul ediyorum biraz gecikmeli oldu ama umarım eğlenceli bir yazı olur ve kendimi affettirebilirim:) Birazcık gezi yazısı tadında Phuket'in plajları, Tayland mutfağı, Phuket ve Bangkok gece hayatı, yaşam koşulları ve Tayland sokak modasını benim gözümden, benim hissettiğim şekilde sizlerle paylaşmaya çalışacağım...

Uçuşumuz 10 Şubat günüydü ve 9 Şubat gecesi İstanbul'u kar - tipi götürüyordu. Bu durum tahmin etmişsinizdir akıllarda soru işaretleri yarattı - acaba uçuşumuz iptal edilirmiydi. Ve bu sayede her 5 dakikada bir camdan dışarı bakma rekorunu da almış bulundum..

Neyseki korkulan olmadı ve ertesi gün rötar bile yemeden uçağımıza bindik. Normalde şehir içinde bile bir araca binince uykusu gelen ben, uçaktaki tüm oyunları oynayabilmek adına bir saniye bile gözümü kapatmadan tamamladım yolculuğu:)
Uykusuz geçirilen saatlerde Qatar'ın bu güzel yemek, içki ve tatlı ikramlarının da payı yok değil.











Doha'da yaptığımız 3 saatlik bir aktarma ile birlikte İstanbul'dan çıkışımızdan 13 saat sonra Bangkok'a ulaştık. Ama bu kadarla bitmeyecekti çünkü tatilimizi 5 gece Phuket 2 gece Bangkok olarak ayarladığımızdan aktarma saatimiz için Bangkok'ta 3 saate yakın bekledikten sonra Phuket'e gitmek üzere 1 saat daha uçtuk. Yani aktarmalarla birlikte toplamda 17 saatte Phuket topraklarına ayak basmış bulunduk. Buarada bir dip not; Tayland ile Türkiye arasında 5 saatlik bir zaman farkı bulunuyor. 

Phuket havaalanından çıktığımız an sevgili M'nin suratındaki o ifadeyi asla unutamam:) Karlı bir İstanbul sonrası 35 dereceyle buluşma anı gerçekten görülmeye değerdi.. Bir Alanya çocuğu olarak ben bile birazcık sersemledim, itiraf ediyorum. Bir yaz insanı olarak yine de o dakikalar benim için acayip mutluluk vericiydi, suratımın gülümsemesini durdaramadım uzun bir süre.

Otelimize ulaştıktan sonraki amacımız 1 saat kadar uyuyup hemen kendimizi denize atmakken, malesef bünye buna izin vermedi, saatlerce ertelenen alarmlar sonucu uyandığımızda akşam 20.30 olmuştu. Tabii kalkınca uyuyarak geçen o 4 saatin pişmanlığı da biraz ağır olmuştu:( Artık geçen o saatler gelmeyeceğine göre zaman hemen hazırlanıp aç karıncıkları doyurma ve Phuket gecelerine akma zamanıydı. Ve bu dakikalarla birlikte Phuket günleri başladı...  


Uzak doğu yemekleri seven biri olarak yemeklerden büyük zevk aldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Buarada Tayland'ın para birimi Baht ve TL'nin 17'de 1'i olarak çevirebilirsiniz. Yeme, içme konusunda Türkiye'ye özellikle İstanbul'a göre fiyatlar çok uygun.

Öncesi                                                                        Sonrası:)

















Normalde çok sevmediğim kahvaltı öğünü bile Phuket'te tropik meyveler eşliğinde çok keyifliyfi..


Kahvaltı dışında yediğimiz her öğünün içinde mutlaka bir deniz mahsülü vardı. Aşağıdaki resim de Kata Noi Beach'te kayalıklar üstüne kurulmuş "On the Rocks"tan, yemekler superdi. Bir de tabii plajda yorulan bünyeye ayrı bir güzel geldi:)


Phuket'e gitmek istememizdeki en büyük nedenlerin başında dillere destan plajları geliyordu ve gerçekten de buna değermiş.. Phuket'te denize girilen 15 farklı plaj bulunuyor, ee tabi hal böyle olunca da insan bir sıralama yapmak durumunda kalıyor. Biz de genellikle bir günde 2 farklı plaja gitmeyi tercih ettik.
İlk gittiğimiz plaj otelimizin de içinde bulunduğu Patong Beach'di. Burası Phuket'in en kalabalık, en meşhur plajı ama en güzeli olduğunu söyleyemeyeceğim.



Burda en çok dikkatimizi çeken ve bizi güldüren şey ise şezlongumuzda uzanırken önümüzden yarım saat içinde reklam şeklinde geçen 248:) adet işportacının aklınıza gelemeyecek envai çeşit şeyi satmaya çalışmasıydı. Kumlar o kadar ince ve hemen üzerinize yapışıyorki adamlar bu kumları temizleyebileceğiniz minik süpürgelerden bile satıyorlar.


Patong'tan sonra sırada Laem Sing Beach vardı. İşte burası tam da benim sevdiğim tarzda bir plaj, yeşillikler içinde, küçük bir koy şeklinde..



3. plaj durağımız; Karon Beach. Burası uzuuuuun çok uzun bir plaj. Uzun plaj sevenler eminim burayı çok beğenir. Ama ben küçük koyculardan olduğumdan pek sevemedim.


O kadarki buraya verdiğimiz süre sadece bir kere yüzüp çıkmalık oldu:)


Diğer plaj durağımız; Kata Noi Beach. Burası da yine benim sevdiğim plajlardan.


Sahilde ağaçlar doğal şemsiye olmuş, altında kısa bir uyku çekmemek ayıp olurdu..


Veee sırada Paradise Beach var, gerçekten de adı gibi bir cennet. Yine kumsaldan denize doğru uzanan ağaçlar, bir tarafta mavinin en güzel tonları, diğer tarafta yeşiller..


Hiç şüphesiz en çok bu plajda eğlendim. Bir ağaca bağladıkları uzunca bir ipin ucundaki duba tarzı bir ağırlık üstünde kumdan denize - denizden kuma dakikalarca sallandım. Yani daha doğrusu M salladı:) O salladı, ben uçtum:) Çocuklar gibi şendim o dakikalarda.. Hatta ben sallanırken akşam oldu nerdeyse:)


Tatilin en güzel 2 plajını en sona bıraktım. Koh Khai (Khai Island) ve Maya Beach.. Kendileri hayatımda gördüğüm en güzel kuma ve denize sahip plajlardı. Khai Island ve Phi Phi adalar grubunda yer alan Maya Beach'te konaklama yapılamıyor, yalnızca günibirlik olarak deniz yoluyla ulaşım sağlanabiliyor, en hızlı yolu da speed boatlar.

İlk durağımız Koh Khai. Speed boattan indiğimiz an sanki farklı bir dünyadaydık.. Saatlerce o suyun içinde kalabilir, o kumun üstünde uzanabilir, orada hiçbir şey yapmadan saatler geçirebilirdim. Ama malesef orada konaklama gibi bir şansımız olmadığından ve sıradaki durağımız bizi beklediğinden gitme vakti gelmişti...


Long tail denilen bu tekneler Phuket'in simgesi gibi, kuyruklarındaki rengarenk kolyeleriyse olmazsa olmazları:)


Şuanda tekrar düşünüyorum ve kesinlikle diyorumki bu gezinin yıldızı Maya Beach'tir. Cennetten bir parça diye bir söz vardır, bence burası için söylenmiş olmalı. Leonardo Di Caprio'nun oynadığı The Beach filmini izleyenleriniz varsa işte o meşhur ada tam da burasıdır. Phuket'e gitmeden önce o filmi izlememiştim, ama döndükten sonra hemen izledim ve bir kez daha bir kez daha orda olmak istedim. Sadece plaj değil, oraya ulaşmak için geçtiğimiz yerler bile çok göz alıcıydı. Mavinin her tonunun bulunduğu bir denizde ilerliyorsunuz ve etrafınızda denizden yükselmiş yeşil dağcıklar var. Sanıyorum yazı dilim yetmeyecek, biraz da resimlerle anlatayım..


Mavinin bu tonunu anlatamamış olmama şimdi siz de hak verdiniz sanırsam.


Bu arada bu mavi sularda palyaço balığı (nam-ı değer Kayıp Balık Nemo), mercan balıkları gibi birçok okyanus balığı ile birlikte yüzme şansımız oldu, hem de dalmadan. Bir ara o kadar fazla çeşitte balık etrafımızı sardı ki daha büyükleriyle karşılaşma ihtimali akıllarda bi ? yaratmadı değil. :)


Bu resim de Maya Beach'in kumundan bahsederken ne demek istediğimi az çok anlatıyor galiba. :)


Şimdi birazcık ara, devamı ilerleyen günlerde...

2 yorum:

bahar006 dedi ki...

Çok güzel fotolar, seyahat etmek için hiç düşünmediğim yerler ama şimdi neden olmasın diyorum, sevgiler:)

GiGi dedi ki...

Tesekkurler:) benim icin de cok farkli bir deneyim olmustu. Gerek kulturu, insanlari gerekse dogal guzellikleriyle Avrupa ulkelerine seyahatlerimden cok farkli duygular hissetmistim. Gezinin devamini okumak isterseniz yazinin 2. Ve 3. bolumlerini de okumunazi tavsiye ederim:)

Yorum Gönder