26 Temmuz 2012 Perşembe

SEYAHAT @ Güneşin En Güzel Battığı Yer - Gümüşlük


Geçen hafta 5 günlük mini bir tatil yaptık. Bu seferki rotamız Bodrum - Gümüşlük'tü. Daha önceki Bodrum seyahatlerimde Gümüşlük'e uğramayarak ne büyük güzellikleri kaçırmış olduğumu, esen o deniz kokulu ılık rüzgar, Gümüşlük'e varışımızın daha ilk dakikalarında hissettirdi bana.


Gümüşlük'ün bende yarattığı ilk izlenim; aslında onun Bodrum'un diğer yerlerinden çok farklı olduğuydu. Turgut Reis, Türkbükü, Gümbet ve diğerleri Bodrum'un yaramaz çocuklarıyken Gümüşlük sanki Bodrum'un sakin, bakir, samimi, kendine özgü halleriyle farklı çoçuğu gibi... Tarihi M.Ö. 2000'li yıllara dayanan eski adıyla Myndos, şimdiki adıyla Gümüşlük'ün adını eski gümüş madenlerinden aldığı söyleniyor, zaten kumları bile simli gibi.


Gümüşlük'ün sokaklarında yürürken denizden doğru ılık ılık esen o rüzgar, önümüze çıkan mandalina ve limon ağaçları, kapıları ve pencere kenarları maviye boyalı beyaz evleriyle kendimizi bir Ege balıkçı köyünün samimiyetinde mest olmuş şekilde buluverdik.



Minik detaylardaki özgün ve naif güzellikleri çok severim ve Gümüşlük'e kanımın kaynamasının, aramızda oluşan sıcak bağın en büyük nedeni de bu bence. Gümüşlük Koyu boyunca yan yana dizilmiş olan restoranların, kafelerin bazıları deniz üzerinde bir kayığın içine koyduğu, bazıları ise sahilde bulunan veya denize yerleştirdiği bir ağaçtan  sallandırmış su kabaklarını. Kimisi beyaza boyanmış, kimisi doğal haliyle bırakılmış ve üzerine işlenen farklı desenlerin ardından sızan ışıklarla parıldayan  bu su kabakları artık Gümüşlük'ün bir simgesi haline gelmiş. Ben de Gümüşlük'ün minik çarşısından bu tatlı şeylerden bir tane aldım ve ilk fırsatta kendisini yeni yerine asarak bundan sonra benim bahçemi ışıklandırmasını rica edeceğim kendisinden, umarım yeni yerini sever. Bir kaç tane de işlenmemiş ham su kabağı aldım, bakalım benim hayal gücümden neler dökülüp süsleyecek..



Birkaç gün önce bloğum üzerinden paylaştığım o güzel fotoğrafların kaynağı da yine sahilde bulunan Soğan Sarmısak. Kullandığı renklerle olsun, objeleri günlük yaşamdaki kullanım amaçlarından farklı bir kimliğe sokarak olsun şatafattan uzak ama ne kadar kendine özgün bir tarz yaratmış sahipleri.


Sahildeki balık restoranlarından en beğendiğim Mimoza'ydı. Beyaza boyadığı aloe vera ağaçlarından sallandırdığı beyaz su kabakları, beyaz sandalye ve masaları, zevkli yemek takımları ve çok sevdiğim begonvilleri ile sanki beyaz bir masal mekanıydı Mimoza. Müdavimleri o kadar fazlaki, birkaç gün önceden rezarvasyon yaptırmadıysanız yer bulmanız imkansız.




Siz de benim gibi insanların birbirini kestiği, denize girmek yerine makyajları bozulmasın diye en fazla iskele üzerinde güneşlendiği, bangır bangır kimi zevksiz müziğin çaldığı, sıkış tepiş "beach"lerden sıkıldıysanız Gümüşlük plajları tam sizlik, tam bizlik. Koy boyunca uzanan Arriba, Jazz Cafe, Club Gümüşlük, Mavi bunlardan birkaçı. Birçoğu küçük bungalov tarzı veya az katlı binalarıyla konaklama imkanı da sağlıyor. Şezlongta uzanırken hafiften kulağıma gelen müzik eşliğinde bir yandan kitabımı okuyup bir yandan esen ılık rüzgarla hayallere daldım, hayallerimde yine yapmak istediğim şeyleri yaptım, ne çok şeyler başardım:) İtiraf etmeliyim bir Alanya çocuğu olarak her zamanki gibi denize seromoniyle girdim daha doğrusu giremedim, dakikalarca dizime kadar gelen su seviyesinde bekledim, napabilirdimki sonuçta 30 derecelik deniz suyu sıcaklığına alışmıştım ben, Ege suyu hep bunu yapıyor bana. Ama sonra her zaman olduğu gibi beklemekten sıkılıp cesaretimi topladım ve atıverdim kendimi buz gibi mavi sulara, işte bunu seviyorum:)


Yüzme arası acıkan bünyeye (Gümüşlük'e yerleşmiş olan teyzemiz sayesinde öğrendiğimiz) köyün merkez kahvehanesinin ekmek arası köftesi çok güzel geldi. İsminin kahvehane olduğuna bakmayın, burası kadınlı, erkekli oturulan, çayınızı, Bodrum gazozunuzu yudumlarken bir yandan tavlanızı oynayabileceğiniz denize karşı sevimli bir açık hava kahvehanesi.



Denizin içinden binlerce yıllık tarihe yürüdük - Tavşan Adası


Sıra akşam Gümüşlük çarşısını gezmekteydi. Gümüşlük'ün çarşısı da kendisi gibi abartısız, minik bir çarşı. Çarşı boyunca ustasının hayal gücüne göre işlenmiş su kabakları, yöreye özgü malzemelerden hazırlanmış hediyelik eşyalar, zevkli ellerden çıkmış takılar bir bir sıralanmış.


Ben de bu güzel kolyeleri ordan aldım.


Yazımın başlığında da söylediğim gibi Gümüşlük adını dünyaya "Güneşin En Güzel Battığı Yer" olarak duyurmuş. Biz de bu eşsiz günbatımını Gümüşlük'ün tepesi olan Karakaya Köyü'nde seyrettik.



Aslında çok beğendiğin, sevdiğin yerleri çok kimseye anlatma demişler, bozulmasın, keşfedilmemiş kalsın diye. Ben Gümüşlük'ü çok sevdim ama sizlere anlatmadan edemedim, bana söz verin siz kimseye anlatmayın:) Onca anlatılanlara, yazılanlara rağmen, Gümüşlük çok fazla insana açmamış kollarını.. Hala bir köyün samimiyetinde kalmayı başarabilmiş. Gümüşlükle geç tanıştım ama bundan sonra ara sıra kapısını çalacağımı şimdiden anladım..

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Heryerini iyi bildigimi iddia edebilecek kadar bodruma gitmisligim var ama kimse Gumusluk'e ugramam icin bu kadar guzel sebepler sunmamisti. Seneye gittigimde bu sefer farkli bir gozle bakacagim. ( Belki bu sene giderim kimbilir.

Yorum Gönder