21 Temmuz 2013 Pazar

SEYAHAT @ Akdenizli Barselona




Uzun zamandır bir seyahat yazısı yazmadığımı ve ne kadar da özlediğimi farkettim. Bizim yaz tatili planları da Ağustos ayı için yapıldığından elimde taze yapılmış bir yaz seyahati yok. Gerçi Mayıs başında bir Alanya'ya gitmiştik ama orası anne-baba yuvası olduğundan tatilden sayılmıyor, turist gözüyle bakamıyorum sanırım:) Şöyle bir düşündüm, yakın zamanda gittiğim yerlerden birini değil de tarihi eski de olsa, Avrupa'da en sevdiğim şehirlerden olan Barselona'yı (peltek s'li) anlatmak istiyorum. Yıllardan 2010, aylardan Kasım, tatil süremizse 1 haftaydı. Mevsim itibariyle hava gündüzleri ılıkken, akşamları mont almadan çıkılmaz kıvamındaydı.
Tatilimizin en güzel yanlarından biri, o tarihlerde bir Türk arkadaşımızın Barselona'da yüksek lisans yapıyor olması, dolayısıyla o ve Türklü-İspanyollu arkadaş grubu sayesinde daha yerel bir Barselona deneyimi yaşamış olmamızdı. Tabi üzerinden 3 yıl geçince gün gün detay hatırlayamıyorum. O yüzden bu yazı daha çok ne yapmalı, ne yemeli, nereye gitmeli şeklinde olacak.


İstanbul'un İstiklal Caddesi peki ya Barselona'nın nesi derseniz onun tam karşılığı La Ramblas oluyor. Uzunca bir cadde, cadde üzerinde karşılıklı Zara, H&M, vb. bilindik markaları da içeren mağazalar, restaurantlar düşünün ve ayrıca yine bu cadde üzerinde bahşiş toplamak için farklı kılıklara bürünmüş, duran sokak sanatçıları, ressamlar, hediyelik eşya satıcıları var. Bu caddenin başı da Catalunya Meydanı oluyor. Arkadaşlarla buluşma noktamız genelde bu meydan oldu, tıpkı Taksim'deki buluşma noktasının Burger King önü veya tramvay durağı olması gibi:) La Ramblas'tan meydana doğru yürürken solda yer alan Mercat de La Boqueria'ya mutlaka uğranmalı, burası çok çeşitli taze meyvelerin ve meyve sularının bulunduğu bir pazar yeri. Yine La Ramblas'tan sahile doğru yürürken caddenin sonunda bulunan Monument a Colomb'u görmemek imkansız çünkü kendisi Christopher Columbus'un upuzuuuun bir heykeli. Heykel, Christopher Columbus'un Amerika'ya doğru ilk yola çıkışının onuruna inşa edilmiş. Heykelden daha aşağılara gidince de karşımızda masmavi bir deniz. Sahil kenarında yürümek, kumdan heykel yapanları izlemek, oradan marinaya gidip bir şeyler içerek yayılmak süper keyifliydi.


Barselona deyince aklıma ilk gelen ve en çok etkilendiğim şey Gaudi eserleridir. Gracias Caddesi üzerinde bulunan Casa Batllo, La Pedrera, Casa Mila, Sagra da Familia ve tabiki Parc Guell, hepsi muhteşem, çok farklı bir mimariye sahipler, özellikle Parc Guell'de kendimi bir masalda, pastalardan, şekerlemelerden yapılmış bir mekanda gibi hissettim. Belki de bu kadar çok etkilenmiş olma nedenim farklı olmasıydı, evet yani şimdiye kadar gördüğüm mimarilerden çok farklıydı.




Barri Gotic bölgesi de yine görülmesi gereken yerler arasında, bu bölge isminden de anlaşılacağı üzere Katalan Gotik sanatının etkisinde, gitmişken buradaki katedrala da girilmeli.



Şehri tepeden gören Montjuic tepesi genelde beğenilirken beni etkilemeyi başaramamıştı...

Yine gidip vakit geçirmekten zevk aldığım diğer yer Poble Espanyol'du. Burası bir açık hava müzesi, aslında köyü de diyebiliriz. İspanya'nın farklı mimari yapılarının birebir replikalarının sokaklar, meydanlarla bir araya getirildiği bir yer. Binaların bazıları müze, bazıları restaurant veya mağaza olarak kullanılıyor yani yaşayan bir yer.





Barselona deyince aklıma ilk gelen şey Gaudi eserleri demiştim ya, sanırım ikincisi de flamenko. Bir akşam gittiğimiz flamenko dans gösterisinde işte dedim şuan İspanya topraklarında olduğumu tam anlamıyla hissediyorum. Gerçekten büyüleyici. Hatta kitapçığımın arasında gösterinin biletlerini buldum, atmamışım:), yerin ismi Tarantos.


Yine diğer bir durak noktamız kıyasıya futbol mücadelelerinin yaşandığı Nou Camp stadyumuydu. Gitmeden önce birçok yerde içeri giriş için çok uzun kuyrukların beklenebildiğini okumuştum ama biz öğleden sonra gittik ve hiç sıra beklemeden doğrudan girdik. İçerde stadın yanı sıra İspanyol futbolunun tarihine dair birçok şeyin yer aldığı müze de yer alıyor.


Barselona'da yenmeliler arasında tabiki paella, tapaslar ve patatas bravas var. Tapas aslında bildiğimiz meze, tabiki İspanyol yorumuyla, patatas bravas da baharatlı, soslu patates kızartması. Amaaa benim gönlümü çalan ve bıkmadan usanmadan yediğim, birçok deniz mahsulünü içeren bir nevi pilav diyebileceğimiz paelladır. Pilav deyince öyle hafife almayın, gerçekten çok lezzetli. Bir de bunun mürekkep balığı soslusu var, görünümü siyah, ben onu da çok sevdim. İstanbul'da da bazı yerler paella yapıyor ama tabiki lokal olanın yerini tutmuyor. İspanyollar akşam yemeğine genelde 21.30'dan sonra başlıyor ve restaurantlar da genelde bu saatlerde doluyor.


Barselona'nın sangriasını duymayan kalmamıştır zaten, her gün içtim nerdeyse. Normalde çok şarap seven biri olmama rağmen sangria meyveli aromasıyla bana daha çok hitap ediyor. 

Kasım ayında gitmiş olmamıza rağmen Barselona gecenin geç saatlerine kadar canlıydı. Birçok Avrupa ülkesindeki saat 20.00-22.00'den sonra ortalığın boşalması durumu burası için geçerli değil. Gece eğlenmek için sahilde bir sürü güzel gece klübü var, hatta gittiklerimizden birinin adı Buddha'ydı. Yine gittiğimiz Espit Chupitos shot-bar minicik alanı ama menüsünde yüzlerce çeşitte shotıyla muhteşemdi. İçtiğimiz shotlardan birisi için önce bize çubuklara takılı marshmallowlar dağıtıldı, barın üzerine bir sıvı dökülüp yakıldı ve biz bu ateş üzerinde marshmallowlarımızı kızartıp elimizdeki shotların içine sokup sonra ağzımıza attık ve üzerine shotları içtik, süperdi. Diğeriyse çok eğlenceli patlayan şekerli shottı, shotı yutmadan, ağızdayken barmenin gösterdiği şekilde tek ayak üzerinde farklı yönlerde zıplayarak şekerlerin patlamasını sağladık, süper süper:)


Gelelim alışverişe. Artık birçok İspanyol markasının ürünlerini Türkiye'de de bulmak mümkün olduğundan oralardan çok fazla bir şey taşımadım. Amaaaa elde üretilen espadrilleriyle ünlü La Manual Alpargatera'ya gitmeden de dönmedim:) Burası Carrer d'Avinyo caddesi üzerinde, küçük ve eski bir espadrilci. Zamanında ünlü artistlerin ilgisini çekmiş bir yermiş. 

Bilmem söylememe gerek var mı, İspanyollar rahatına düşkün insanlar, öğle saatlerinde siestalarını yapmadan bir gün geçirmezler. Saat 14.00 olur olmaz çoğu esnaf kepenkleri indiriyor ve tekrar 16.00'da açıyorlar. İçinde bulunduğumuz bir dükkanın sahibinin saat 14.00 olunca siestaya gideceğini söyleyerek bizi dışarı çıkarmışlığı bile var. Hintli hediyelik eşya satıcıları her daim açık ama. 

Barselona'da yapılacak en güzel şeylerden biri de ara sokaklarda rastgele yürümek, güzel bir yer görünce oturup bir şeyler içmek.


3 yıl sonrasında aklımda kalanlar bunlar:) Bir Akdeniz insanı olarak Akdenizli Barselona'yı seviyorum. Genelde gidilen farklı bir ülke-şehirde burada yaşanılır mı yaşanılmaz mı diye konuşulur ya, Barselona benim listemin "yaşanılır" kısmında yer alıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder