12 Eylül 2013 Perşembe

SEYAHAT @ Komşuda Tatil Ayrı Bi' Güzel - Halkidiki




Blogtaki uzuuun sessizliğimi yine yazmayı en çok sevdiğim bir konuyla bozuyorum, tabi ki tatil anıları.:) Ağustos ayının başında sevgilim ve 4 arkadaşımızla birlikte 1 haftalık bir Halkidiki seyahati yaptık. Tabi ki 6 kişi olunca tatil mekanı seçimi o kadar kolay olmadı. İlk başta Amalfi kıyıları mı yoksa İbiza veya Mayorka mı seçenekleri ile başlayan tatil planları öncelikli amacımızın deniz tatili olmasıyla İbiza ve Mayorka seçeneklerine düştü. Sonrasında hangisinin denizi, plajları daha güzel araştırmaları yaparken birden tamamen onlardan farklı bir seçenek olarak Halkidiki'nin denizi hakkında süper şeyler duyduk. Okuduklarımız, deniz anlamında Halkidiki'nin İbiza ve Mayorka'nın çok daha üstünde kaldığını gösteriyordu. Eee böyle olunca biz de neden uzaklara gidelim, o zaman bu sefer komşuya misafir olalım dedik, hem böylece altı kişilik eğlenceli bir road-trip de yapabilecektik.

Halkidiki Yunanistan'ın kuzeyinde, Selanik'in hemen altında yer alan ve 3 parmaktan oluşan bir yarımada. Biz bu parmakların en batısındaki Kassandra'da kaldık. En doğudaki parmak olan Athos bir manastır yarımadası ve buraya sadece erkekler girebiliyor. Halkidiki'nin İstanbul'dan uzaklığı sadece 600 km yani İstanbul'dan Çeşme'ye gitmekle aynı mesafede.


Vee tatil günü geldi çattı. Sınır kapısında ne kadar vakit kaybedeceğimizi bilemediğimizden gece 4 gibi yola çıktık. Yollar gayet boştu, rahatça İpsala'ya vardık. Sınırda da gidiş yönünde bir yoğunluk yoktu aslında ama Türkiye'ye geliş yönündeki yoğunluktan dolayı birazcık bekledik, ama can sıkıcı uzun bir süre olmadı bu. Halkidiki'ye gidiş yolumuz üzerinde ilk durağımız Kavala oldu, hem biraz karınları doyuralım, biraz da keşif yapalım istedik. İlk farkettiğimiz şeyse buranın Türk istilasına uğramış olduğuydu, her yerde Türkler var, hatta bir an hala sınırı geçemedik mi yoksa endişesi oluşuyor kafalarda.:) Yunanistan'a yapılan 2-3 günlük kültür turlarının hepsinin durak noktası olduğundan sanırım bu denli bir Türk yoğunluğu var. Hatta restoranların hepsinde Türkçe menü mevcut.


Yemeğimizi yedikten sonra kalesine doğru çıktık ve manzaraya doğru da Yunanistan'ın vazgeçilmez içeceği olan ilk frappemizi yudumladık. Kavala'da yapılacak çok bir şey olmadığından ve Halkidiki bizi beklediğinden yine koyulduk yollara.



Yolda verdiğimiz molalarla Halkidiki'ye geldiğimizde akşam üzeri olmuştu ama tatilin ilk gününü denizsiz geçirmek de olmazdı. Kallithea'da yer alan otelimize vardığımızda hemen odalara dağılıp mayolarımızı giyip en yakındaki denize attık kendimizi. Hava neredeyse kararmak üzere olmasına rağmen deniz hala pırıl pırıl tertemizdi, dibi rahatlıkla görünüyordu. Bunu görünce yüzler daha da bir güldü, tatil başlamıştı işte.:) 

Tatilin odağı deniz olduğu ve Halkidiki'de onlarca farklı plaj bulunduğu için hedefimiz günde 2 farklı plaja gitmekti. İlk plaj destinasyonumuz Kallithea'nın daha güneyinde yer alan Glarokavos'tu. Ancak, planlar gerçeği görünce değişti çünkü burada gördüğümüz plajlar yazlıkların önünde dar bir ene sahip, denizinin de göz doldurmadığı plajlardı. Böyle olunca burada hiç vakit kaybetmeden tekrar arabalara atlayıp bir sonraki durağımız olan Paradise Beach'e gittik. Burayı beğendik, plajın arkası yeşillikler içinde, tatlı bir yerdi, deniz yine pırıl pırıl. 


Pazar gününün 2. plaj durağı girişinde bizi renkli şemsiyelerle karşılayan Paliori'deki Navagos Beach oldu. Burası renkli girişiyle baştan bizi tavladı. DJ. mükemmel çalıyordu, deniz yine harikulade. Akşam üzerine doğru beach party başladı, isteyenler yukarıda bar kısmında dans ediyor, biz tabi yine yüzmeye devam ama denizden dans ederek müziğe eşlik etmeyi de ihmal etmedik. :)



Pazartesi deniz maratonumuzun ilk rotası Kallithea'nın batısında yer alan Sani Beach'ti. Yolda ayçiçeği tarlalarını görünce yerinde duramayan benim ısrarlarıma dayanamayan ekip, arabayı sağa çekip daldı tarlaya. Arabaya dönünce farkettim ki foto uğrunda bacaklarım çizik içinde kalmış, 1 hafta boyunca bir de onları iğleştirmeye ve güneşten korumaya çalıştım.:)


Sani Beach de yine gerek kumunun gerekse denizinin güzelliğiyle bizi sevindirdi. Büyük bir alan olmasına rağmen çok tercih edilen bir plaj olduğundan öğle saatlerine kadar doluyor ve sonrasında yer bulmak epey zor. Grubun o günü daha sakin yaşama ve Sani'nin tadını çıkarma ortak kararı sonucu pazartesiyi tek plajla noktaladık.


Denizin kristal suyunu anlatmaya aşağıdaki fotoğraf yetiyor sanırım.


Salı günü ilk rotamız Kallithea'nın güney batısında yer alan, görmek için sabırsızlandığım Agios Nikolaos Beach'ti. Bir noktaya kadar arabayla gidip sonrasında yol çok kötü olduğundan yürüyerek devam ettik. Gitmeden önce okuduğumuz yorumlardan ve yerli halktan bunu biliyorduk zaten. Burası tam da benim sevdiğim tarzda yeşillikler içinde, ıssız, sadece bize aitmiş hissi uyandıran tropik bir plaj. Plajda işletme, vs. hiçbir şey yok. Denizin rengi mintten başlayıp turkuaz ve tonları şeklinde devam ediyor. Bizden başka sadece 2 çift vardı. Resmen doyamadım buraya. 2-3 saat geçirdikten sonra hazırlıksız gittiğimizden acıkan bünyeleri doyurmak için Agios Nikolaos'a veda ettik ama benim aklım orada kaldı...



Salı günü 2. plaj deneyimimizi o kadar sevmemişim ki plaja dair ne aklımda ne de notlarımda bir detay yok, fotoğraf bile çekmemişim. :)

Halkidiki'nin 3 parmaktan oluştuğunu en başta yazmıştım. Çarşamba ve perşembe günü hedefimiz ortadaki parmak olan Sithonia'yı keşfetmekti. Sithonia konakladığımız Kassandra yarımadasına göre daha el değmemiş ve yüzölçümünün büyük kısmı ormanlarla kaplı bir bölge. Sithonia'daki ilk destinasyonumuz Kavourotripes&Portakali - Orange Beach'ti. Burası da yine araştırmalarım sırasında fotoğraflarını görüp, gitmek için sabırsızlandığım plajlardan biriydi. Arabaları park edip yukarıdan baktığımda gördüğüm manzara da sabırsızlanmakta ne kadar haklı olduğumu gösteriyordu. 





Çarşamba günü 2. rota Vorvorou'da Karydi Beach. Kendisi yine Halkidiki'de gördüğüm plajlar arasındaki top 3'üm arasında. Diğer ikisi de hiç şüphesiz Kavourotripes&Portakali - Orange Beach ve Agios Nikolaos Beach. Karydi'de de güneşi batırdıktan sonra düştük yollara...




Perşembe günü yine istikamet Sithonia yarım adası. Bu sefer yarım adanın girişine daha yakın kısmında yer alan Neo Marmara'da Isla Beach'te durduk. Burayı spontane bir şekilde bulduk, notlarımız arasında yer almıyordu ama yine de denizinden, kumundan gayet memnun kaldık. 


Tatilimizin son günü yolda çok vakit kaybetmemek adına bulunduğumuz yarımadada kalmaya karar verdik. Lokasyon olarak tercihimizse pazartesi gitmiş olduğumuz Sani Beach'in yan tarafında bulunan Sani Resort'ten yana oldu. Aslında tercihimizin çok da isabetli olmadığını oraya gidince anladık. Çünkü Sani Beach'le aynı sahil üzerinde yanyana bulunmasına rağmen 5 katı kadar bir ücret ödedik. Yani farkı malesef sadece ismine ödemiş olduk.:) Buarada Sani Beach de gayet bar kısmı ve işletmenin bütünüyle Sani Resort'ten çok da farkı olmayan, şık ve temiz bir yerdi, farktan ötürü kötü bir yer olduğu izlenimi oluşmasın.



Deniz-kum-güneş üçlüsünü doyasıya yaşadığımız Halkidiki'de gelelim yeme-içmeye. Bu konuda da bizi fazlasıyla doyurdu diyebilirim hem somut hem de soyut anlamda.:) Yarımadanın genelinde balık restoranlarının hakimiyeti mevcut. Denizden çıkan her şeyi seven bir grup olarak bu anlamda çok mutlu olduk. Gittiğimiz restoranlarda memnun kalmadığımız hiç olmadı. 



Yemekler gayet lezzetli ve fiyat anlamında aşırı uygundu. Ayrıca porsiyonlar çok büyük. İlk birkaç yemekte verdiğimiz siparişlerin sadece yarısını yiyebildik ve sonrasında akıllanıp miktarları düşürdük.



Yarımadada gece dans edip eğlenmek için de çok sayıda olmasa da gece kulüpleri mevcut. Kallithea'da bulunanlardan en bilinenleri Aqua, Pearl ve Ahoy. Yalnız Pearl sadece cuma ve cumartesileri hizmet veriyor. 


Amacımız deniz tatili yapmak olduğu için Halkidiki beklentimizi fazlasıyla karşıladı ve çok mutlu bir şekilde ayrıldık. Eğer, beklentimiz bünyeyi biraz kültürel anlamda doyurmak, tarz sahibi bir Avrupa şehrinin güzel sokaklarında dolaşmak, gezerken keşfettiğimiz tatlı bir cafede akşam üzeri biralarımızı (tabi bu blush da olabilir, ben biracı olduğum için:)) yudumlayarak keyif yapmak olsaydı bu komşu yarımadasından fazlasıyla memnuniyetsiz dönerdik. Çünkü Halkidiki bu son saydıklarımın hiçbirine sahip değil. Hatta ilk akşam Kallithea'da dışarı çıktığımızda gördüğümüz merkez o kadar küçük ve eksik geldi ki ısrarla merkezi bulamadığımızı düşündük.. Hatta ertesi gün sorduk ama malesef merkez o kadarcıkmış.:))) Gerçi bir plajdan diğerine koşturma içinde geçen bir gün ve geç yenen akşam yemekleri sonunda kimsede enerji kalmadığı için sonrasında bu anlamda çok da eksiklik hissetmedik.

Halkidiki maceramızın sonunda cumartesi tekrar koyulduk yola. Rotamız doğru İstanbul değildi, öncesinde Selanik'e gidip Atamız'ın evini ziyaret edip sonrasında yola devam edecektik. Halkidiki'den Selanik 90 km kadar bir mesafede yer alıyor. Selanik'e gidince önce kahvaltı yapmak için sahile indik ve herkesten İzmir benzetmesi geldi.


Kahvaltı sonrası Atatürk'ün evine gittik ancak, tadilat henüz tamamlanmadığı için içeri giremedik sadece bahçesinde biraz vakit geçirdik, o bile etkileyiciydi...




Güzel bir haftanın sonunda hepimizin ortak bir fikri vardı; komşu bizi çok güzel ağırladı.


2 yorum:

gevezemerve dedi ki...

merhaba halkidikide hangi otelde kaldınız acaba

GiGi dedi ki...

Merhaba. Mesajınız gözümden kaçmış, şimdi farkediyorum, üzgünüm. Sanırım çoktan gidip dönmüşsünüzdür?

Yorum Gönder